
Nisan 2009
Gündemde ister sosyal, ister siyasi; insan iradesinden bağımsız gerçekleşen doğal afetler (deprem, meteor vb.) dışında kalan her ne varsa, insanlar arası ilişkiler ile ilgilidir.
Gün içerisinde önümüze gazete, televizyon ve çevremiz vasıtasıyla Türkiye veya dünya çapında öne çıkan olaylar geliyor. Ondan sonrası, kendi hayat çerçevemiz içerisinde bizden uzak ya da bize yakın insanlarla alakalı; çok daha önemlisi kendimizin bizzat içinde rol aldığı insan ilişkilerine dair. Kısaca hayat dediğimiz şey birbirimizle olan küçük büyük paylaşımlardan ibaret.
Bana dair
Üzücü, sarsıcı, zorlayıcı, düşündürücü, sevindirici, kıymetli bir ilk üç ay yaşattı 2009 bana. Yepyeni insanlar; kısa veya belirsiz vadeli olarak hayatıma iştirak ettiler, ediyorlar. Ben de onların hayatına. Birbirimize dokunduk, tıpkı birbirine dokunan ve yeni yönler sunan bilardo topları gibi. Yeni şeyler bildim… Bir matematik denklemine aylardır bakmasına rağmen işin içinden çıkamayan bir bilim adamının bir akşamüstü, öylesine bir akşamüstü, çıkış yolunu mucizevi bir şekilde görebilmesi gibi. Bana gösterdiler. İşaret parmaklarını ‘Oraya’ yönelttiklerinde, ben de sadece o parmağa bakmayı değil gösterdiği yöne bakmayı seçtim. Ümit ederim ben de onların hayatındaki vazifemi yerine getirdim. Bu düalist düzende, herkes birbirine hizmet ediyor, ve kimse dışında kalmıyor.
Bize dair
Öğrendiğim bir şey; ister iş ilişkilerinde olsun, ister arkadaşlık, sevgili veya evlilik; herbirimizin kendine has bir ritmi olduğu. Evrende her cismin bir ritmi var. Örneğin; Dünya ile Merkür’ün aynı ritim ve hızla güneşin etrafında döndüğüne inanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Dünya kendi başına bir insan olsaydı, Merkür’e bakıp “Bu adam gerçekten de yerinde sayıyor” diyebilirdi. Kendi etrafında dönüş hızı o kadar düşük ki, Dünya’ya ‘göre’ duruyor gibi.
Biz insanlar da; kategorize edilmesine imkan tanınmayacak kadar bireysel ritim farklarına sahibiz. Kendi kendimize yaşayacak olsak belki sorun yaşamazdık ama dediğim gibi hayat dediğimiz şey insanlar arası paylaşım ve iletişimden kurulu.
Bu güzel evren pistinde, beraber dans etmeye karar verdiğiniz, hiç tanımadığınız bir insanla neler yaşayabilirsiniz?
Eller kavuşur, bedenler yapışır ve müzik başlar; hem sizin zihninizde, hem onunkinde. Onun duyduğu ve ayak uydurduğu müzik ile sizin duyduğunuz ve uyum sağladığınız müzik bambaşkadır. Sonra notalar, ölçüler birbirine girmeye başlar. Haliyle ikinizin başlangıçta duyduğu müzik başkalaşmıştır. Başkalaşan müziğe ve ritme, her ikiniz de, bugüne kadar bildiğiniz şekilde ayak uydurmaya çalışırken birbirinizin ayaklarına basarsınız. Birbirinizi düşürecek noktaya bile gelirsiniz. Ama eğer, sadece eğer… Sabretmeyi tercih ederseniz, belki 1 ay, belki 1 sene sonra, oluşan o yepyeni müziğe ve ritme ayak uydurursunuz. Simetrik olarak partneriniz de uymaktadır. Özgürce seçilen bir zorunluluktur simetrik uyum. Uyumun ne kadar sürede geleceği meçhuldür.
Sabır en büyük erdemlerdendir.
Sabır sonuca değil sürece odaklıdır.
Sabredemediğimiz için olası tüm mutlulukları ıskalarız. Mutsuz olduğumuzu hissettiğimiz tüm limanlarda, biz orayı terkettikten sonra, ne büyük mutlulukların yaşandığı kurgusuyla ıstırap çekeriz.
Oysa ki her liman birbirinin aynısıdır biz terkettikten sonra. Hiçbir zaman daha iyisi gelmez. Bitirilmeyi bekleyen yarım kalmış romanlar görürüz geçmişimizde, geriye bakınca hep aynı sayfada bıraktığımız. O yüzden her başlangıç daha sıkıcıdır. Sabredip bitiremediğimiz hikayelerin başlangıçlarıdır, yeni başlangıçlar.
(Başlık da sadece ilginizi çekmek içindi)

.jpg)


