16 Nisan 2010 Cuma

Bir Hikaye Neleri Değiştirebilir?


Felsefeekibi Dergisi
Mart 2009


‘Önemli olan beden değil, ruh güzelliği’… Ne kadar çok duyduğumuz bir cümledir.

Beden ve ruh… İçinde birer karşı kutup olduklarına dair güçlü bir inancın yuvalandığı, birini arzulamanın sığlık, diğerini övmenin erdem sayıldığı bu bertaraf edilmesi zor anlayış nasıl oluştu? İnsanın bir bütün olduğu gerçeğini, sadece ve sadece kurgusal bir çabayla iki parçaya ayırıp, karşı karşıya koymak nelere sebep oldu? Ve bu ikilik neye hizmet etti tarih boyunca?

Başımızı sadece batı düşünce dünyasına çevirdiğimizde, ilk günahı bedene bağlayan ve bedenin tüm kötülüklerin kaynağı olduğunu vurgulayan Hristiyan öğretisinden çok önce bu düalitenin oluştuğunu görüyoruz. Bedenin ruhun hapishanesi olduğu ve ruhun esenliği için ondan kurtulmamız gerektiği düşüncesini belki de en net biçimde dile getirmiş olan Platon, bu düşüncesini Phaidon adlı eserinde şöyle ifade ediyor:

“Öyle görünüyor ki bizi amacımıza ulaştıracak olan ölümdür çünkü arayışımız boyunca bedenin ruhla birleşik halde olması ve ruhun böyle bir kötülüğe maruz kalmasından dolayı istediğimiz şeye, yani hakikate ulaşamayız. Bedeni doyurma zorunluluğu bir yana onunla birlikte birçok hastalık da gelir. Hakikati arayış yolculuğumuzda bize ayak bağı olur. Aşk, arzu, kaygı, kuruntunun her çeşidi, sayısız aptallıkla bizi öylesine doldurur ki onun yüzünden hakiki anlamda düşünemez hale geliriz. Savaş, anlaşmazlık ve kavgaların sebebi bedendir çünkü mal mülk biriktirmek için savaşırız ve mal mülk biriktirme ihtiyacının kaynağı odur. Ona hizmet ederken, onun kölesi oluruz. En kötüsü bizi serbest bıraktığını sandığımız ve hakikati sorgulamaya başladığımız anlarda bile müdahale eder, sıkıntı ve karmaşa yaratır, doğruyu yanlıştan ayırabilmemizi engeller. Bir şeyin saf bilgisine ulaşabilmek için bedenden ayrılmamız gerektiği kanıtlanmıştır. Görünen o ki bilgeliğe öldükten sonra ulaşabiliriz, (beden içinde kaldığımız) bu hayatta değil.”

Tüm batı felsefesinin Platon’a düşülmüş bir dipnot sayılabildiğini de hatırlayarak, ruhun iyi bedenin kötü olarak nitelendirildiği bu Platoncu görüşün, dinlerin de onu benimsemesiyle, ahlak anlayışımıza da korkunç bir şekilde nüfuz ettiğini görüyoruz. Kurtulunması gereken bir şey haline dönüşen beden haliyle bir utanç kaynağı. Başka sebeplerden dolayı hissettiğimiz utanç duygusu bile; rüyalarımızda kalabalık içinde, tüm gözler size çevriliyken çırılçıplak kalma haliyle ifade buluyor. Acı çekenin ruh, haz duyanın beden olduğuna dair oluşan çarpık bir düşünceyle; keyif ve zevk veren hemen her şey bizde bir suçluluk duygusu yaratmıyor mu? Arzularımızın, meydan okuyamayacağımız kadar büyük kudreti ile vicdan azabının kırbacı arasında ıstırap çeken insan bu kısır döngüden nasıl kurtulabilir?

Platon’un Hakikat’ten anladığı bizim dışımızda olan bir şeydi. Bu hakikate ulaşma yolunda bedeni bir engel değil; onsuz hakikate asla ulaşamayacağımız bir vasıta olarak yüceltseydi, bugün nelerin farklı olabileceğini düşünmekten alamıyor insan kendini.

Bedene giriş, İbrahimî dinlere göre; iyinin ve kötünün bilgisinin ağacından meyve yemek suretiyle Tanrı’nın yasağını çiğneyen Adem ile Havva’ya verilen bir cezaydı. Eğer bu dinler başlangıçta; mutlak iyi olan ruhun, kendisinin ne olduğunu deneyimleyebilmesine olanak sağlamak adına, onun mutluluğu için, düalist bir madde evren inşa eden bir Tanrı’yı anlatan hikayeler üretseydi ne olurdu? Özümüzde barındırdığımız tüm erdemlerin farkındalığı için bedenlenmeyi, bir düşüş yerine bir yükseliş serüveni olarak okusaydık… Yasaklarla cezalandıran değil, olanaklarla ödüllendiren, kucaklayan bir Tanrı’nın evreninde ruh ile bedenin bir bütün olduğu bildirilseydi… Ruhsuz bedenin boş, bedensiz ruhun kör kalacağını bilseydik… Başlangıçtan günümüze, binlerce yıl sonunda dilden dile, toplumdan topluma bu şekliyle aktarılmış olsaydı, nasıl bir yaşam sürüyor olurduk?

Sayesinde deneyimleyebildiğimiz bedenimizin; kendisine eziyet edilmesi, kendisinden utanılması ve hakikate varabilmek için yok edilmesi gereken bir ‘Fazlalık’ olduğu yalanını benimsemiş bu bilinç düzeyinden ayrılmaya karar verdiğimiz gün, hakikat yoluna girdiğimiz gündür.

1 yorum: