4 Nisan 2010 Pazar

Hayalet Düşman: Kaygı


Ekim 2007

İnsan da dahil olmak üzere, yeryüzünde yaşayan tüm varlıklar bir temel içgüdüye tabi olarak yaşarlar: Varlığını muhafaza etme. İkincil sayılabilecek üreme ve çoğalma içgüdüsü dahi bu ilk ve temel içgüdüden türer: Türün varlığını sürdürme arzusu, esasında Ben’in muhafazasının gayretinin sonucudur. En genel anlamda hayvanlarda; hava, su, yemek, uyku gibi temel yaşam ihtiyaçları ile bu ihtiyaçların karşılanması şeklinde tezahür eden bu içgüdü, insanda çok daha karmaşık bir yapıya bürünür.
“Birşeyin kendi varlığını koruması ve sürdürebilmesi adına giriştiği çaba; bu amaca var gücüyle doğal eğilim ya da etkin ilke” olarak tanımlanan Conatus kavramı, Hobbes ve Spinoza gibi düşünürlerin, tüm duygu ve davranışların temeline koyduğu kavramdır. Bu çaba doğrultusunda varlığına tehdit teşkil eden başka bir varlık karşısında korku duymak hem hayvana, hem insana özgüdür; bu durumda karmaşık olan, çözülmesi gereken hiçbir şey yoktur. Zarar vereceği apaçık olan herhangi bir şey karşısında duyulan korku ve bu korku doğrultusunda kaçma veya saldırma, hayatta kalma mücadelesinin zorunlu sonucudur.
Fakat hayvanda olmayan ve tamamen insana has olan, belki de mantıksız ama gerçek bir şey vardır: Ortada olmayan, varolmayan bir şeyden duyulan korku… Yani, kaygı. Kaygı, insanın akıl yapısının bir işlevi olan neden-sonuç bağıntısı ile muhayyilesinin sonucu olarak ortaya çıkan bir duygu halidir. Benzer nedenler, benzer sonuçlar doğurabilir ilkesiyle tedbirli yaşamak; eğer o belirli nedenler, varlığı tehdit eden sonuçları doğurmuşsa, ileride benzer nedenlerden kaçınmak son derece makul görünür bize. Ama bazen hayalgücümüzün o kadar esiri oluruz ki, hiç de varolmayan bir sebebi yaratır, ve ondan kaçarız.
“Ya başıma/başına bir şey gelirse”, “Ya başarısız olursam”, “Ya beni üzerse”, “Ya yalnız kalırsam”, “Ya terkedilirsem”… Bunlar hiçbirimize yabancı olmayan düşünce kalıplarıdır. Bu düşüncelerin altındaki temel duygu kaygıdır… Gerçekleşeceğine dair en ufak bir kanıt olmayan şeylerden kısacası OLMAYAN şeylerden duyulan korku. Bu kaygı doğrultusunda hareket eden insan bazen saldırır, çoğunlukla kaçma eğilimi gösterir. Sonunda, ironik bir şekilde; kaçtığı şeye kendini kendi elleriyle teslim eder.
Çağımızın insanının belki de en büyük kaygısı, dışlanma ve yalnız kalma kaygısıdır. Aşağılanmak, horgörülmek, küçük düşürülmek veya kullanılmak, kalbin kırılması ve nihayetinde terkedilmek; deneyimlemekten en çok korktuğumuz şeylerdir… Çünkü bunların sonucu dışlanmışlık ve yalnızlıktır.
Örneğin; yaşadığı birkaç ilişkinin sonucunda, birine bağlandığı zaman önünde sonunda kullanıldığını, aşağılandığını, üzüldüğünü, ve benzeri duyguları yaşadıktan sonra yalnız kaldığını gören bir kişi; hayatına kimseyi sokmama eğilimini gösterecektir. Çünkü karşısında beliren her yeni kişi, mutluluğuna, huzuruna kısacası varlığına bir tehdit olarak algılanacaktır. Halbuki o kişinin bir tehdit unsuru olduğuna dair en ufak bir kanıt yoktur. Başka deyişle “Kendisinden korkulacak bir nesnenin varlığı yoktur.” Nesnesi hayal ürünü olan kaygı, nesneyi ironik bir şekilde kendi elleriyle gerçekleştirmiştir: Kişi üzgün ve yalnızdır.
Mutsuzluğumuzun sebebi korkularımız değildir, korku tüm canlıların tabiatı gereği bağlı olduğu “Varlığını sürdürme içgüdüsü”nün zorunlu bir savunma mekanizmasıdır. Kederimizin sebebi kaygılarımızdır, varolmayan şeylerden duyduğumuz korkularımız bizi felç eder. Zaman ve mekanın bir noktasında hem sıkışmış, hem de kaybolmuş halde bekleriz.
Hayat risklerle doludur. Bugün evinden çıkarken kaç insan yaralanacağını ve öleceğini bilir? Bilse evinden çıkabilir mi? Bizleri evlerimizden dışarı, hayata çıkaran; bize bir şey olmayacağı bilgisi değil, bize bir şey olmayacağına dair güçlü inancımızdır. Bu inancı yitirdiğimiz ve kaygılarımıza yenildiğimiz gün, esasında öldüğümüz gündür.
Geleceğe dair oluşturduğumuz “Ya şöyle olursa, ya böyle olursa” şeklindeki düşünce kalıplarımız, çıkış noktası itibariyle yanlıştır. Çünkü gelecek yoktur, adı üstünde o gelecektir.
“Hayat bir gündür, o da bugündür”… Kaygılarımıza teslim olduğumuz her gün, yaşanmadan geçmişe gömülür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder