20 Nisan 2010 Salı

İyi ile Kötü Arasında



İndigo Dergisi
Şubat 2007

Birçoğumuzun “Cehalet en büyük günahtır” şeklinde bildiği, Socrates’in ünlü önermesi; bu şekliyle bile denmek istenenin özünü tam olarak vermediğinden dolayı “Bilgisizlik en büyük erdemsizliktir” şeklinde okunmalıdır. Fark eden nedir bu şekliyle?
Cehalet kavramı bilimler alanına işaret eder gibidir. 'Cahil insan' nitelemesi; okuma yazma bilmeyen, yaşadığı çağda olan bitenden bihaber, genel kültürden yoksun, genel görgü kurallarına yabancı, tarih, siyaset, fen, edebiyat vs. alanlarında tamamiyle bilgisiz; dolayısıyla toplumun geneline ayak uyduramayan kişi anlamında kullanılmaz mı? Sırf bu sebeple, cehalet kelimesi Socrates’in demek istediğini vermez. Ondaki bilgisizlik durumu, İyi ile Kötü’nün anlamının, bunların birbirlerinden farkının bilinmemesi halidir; bu bir farkındalık sorunudur. Nitekim ona göre bilgisizlik hali erdemsizliği beraberinde getirdiği için, bilgililik hali erdemi beraberinde getirir. Ve şöyle der: “Bilen hiçbir kimse kötülük yapamaz.” Kişi bir kötülük yapıyorsa gerçekten ne yaptığını bilmiyor demektir; çünkü bilseydi yapmazdı.
Socrates kelimenin tam manasıyla bir Etik kuramcısıdır. O, doğa bilimi gibi diğer objektif bilgi alanlarını başkalarına devretmiş, kendini tamamen özneyi yani insanı keşfetmeye adamıştır. “Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir” derken ise, işte tam da bu objektif bilim alanlarında türlü kuramlar geliştirmeye çalışan, “Biliyorum” diyen insanlara bir ironi yapmaktadır. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, sadece kendinizi bilebilirsiniz. Böylece, “Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir” ile “Bilgisizlik en büyük erdemsizliktir” önermeleri çelişmez, çünkü ikincisi tamamen etik bir değerlendirmedir.
Oldukça iyimser bir tavırla, bilen kişinin asla kötülük yapmayacağına dair söylenen bu sözler genel çerçevede Antik Yunan ahlak felsefesinin temelinde yatan bilinci de özetler. Bu sebeple, Antik Yunan bilincinde 'Günah' kavramı yoktur. Günah kavramı olmadığı için, bilmiyor olmak günahı değil hatayı (hamarthema) doğurur. Bir kişinin günah işlemesi sadece ve sadece iyi ile kötü arasındaki farkı biliyor olması ve buna rağmen kötülük yapıyor olmasıyla mümkündür. Socrates’teki bilen kişinin de asla kötüyü seçmesi mümkün olmayınca, doğal olarak günah kavramı yok olur. Bu anlamda Antik Yunan ahlak felsefesi oldukça naif bir tavır sergiler çünkü insanoğlu öyledir ki, iyi ile kötü arasındaki farkı mükemmel bir şekilde bildiği halde kötüyü seçebilir.
Bu açıdan, Hristiyanlığın doğuşu ile birlikte gelişen Hristiyan teolojisi ve felsefesi insana çok daha realist bir bakış açısı ile yaklaşır. Semavi dinler, insanın ne yaptığını bilse dahi kötülüğü seçebildiğinin farkındadır. O yüzden ölçü biliyor olmak değil, istiyor olmaktır. İyi olanı yapmak, kötü olanı yapmamak istemek. Yaptığının ahlaki açıdan kötü olduğunu bilen kişi, dinlere göre günahkardır ve pişmanlık hissetmediği sürece de günahkar olarak kalır. Nitekim pişmanlık hali de, yaptığının ne olduğunu bilen insana mahsustur ve Tanrı da sadece pişmanlık hissedenin günahlarını affeder.
İşte dinlerin getirdiği ahlak anlayışı da, geride hiçbir boşluk bırakmadığını iddia edercesine katı sınırlarla ayırmıştır bu insanlık durumunu: kötülük yapmak istemek veya istememek. Fakat burada bile gözden kaçan ve bu son tespiti de aşan başka bir durum farkedilebilir. Kötülüğün ne olduğunun tamamen bilincinde olarak ve kötülük yapmak istemememize rağmen, sonrasında bizi vicdan azabından öldüren şeyler yapmaz mıyız hayatta? Bir başkasının özgürlüğünü, hakkını gaspettiğimizi bilmemize ve yapmakta olduğumuz şeyin sonucunda diğerini ne kadar yaralayabileceğimizi düşünebilmemize rağmen; sanki dıştan bir güç bizi alır götürür. Ne kadar yüksek bir ahlaki bilince, üstün değerlere, o ana kadar hatasız yaşanmış bir ömre sahip olsak da; sanki hipnoz altına girmişcesine davrandığımız olmaz mı? Hatta sonrasında “Sanki ben, ben değildim” derken buluruz kendimizi… “Hiçbir kötülük yapmak istemememe rağmen, ben bunu nasıl yapabildim?”
Her insan bir diğerine kapalı bir kutudur. Bir ömür boyunca tanıdığımızı iddia ettiğimiz insanların dahi neyi neden, hangi duygu halinde ve hangi şartlarda yaptığına hiçbir zaman emin olamayız. Belki de sadece bu sebep bile; birbirimizi yargılamaktan vazgeçmeye, affetmeyi öğrenmeye ve hoşgörü ile kucaklamaya yeterlidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder