3 Nisan 2010 Cumartesi

Ne yapmalıyım?

“Ne yapmalıyım?” diyordu arkadaşım… Demek istiyordu ki; seçenekler arasından, hangi insanı, hangi işi, hangi teklifi, kısacası hayat denen yolculukta önüme çıkmış olan yollardan hangi yolu seçmeliyim?
Benim için ne kadar değerli! Bunu o da çok iyi biliyor, onun için ona layık olanı seçeceğime ve onu doğru yönlendireceğime, kendi adı kadar emin. Değerlerime, değerlendirmelerime güveni tam biliyorum ama bana dair yanıldığı en önemli şey gözünden kaçıveriyor. Ben, 'O' değilim. Ben onun duygularını, isteklerini, beklentilerini, onu sevindiren veya üzen şeyleri, hayatta en yakın dostum olmasına rağmen; bugüne kadar, sadece bir insanın buzlu cam arkasından görebileceği kadar gördüm, gördüğüm kadarından da bilebildim… Yani yaşamadım.
Onları dolaysızca yaşayan tek kişi kendisiydi hayatı boyunca, o yüzden kendisinden başka kimse ona hiçbir şey telkin etmemeliydi. Hayatta en saygı duyduğu insanın dahi beğenisinden, yargılarından etkilenmemeliydi. Ne de olsa o kişinin gördüğü ve seçtiği onun için en hayırlısı da olsa, o yolda ilerlerse, kendi olamayacaktı. En temelde; ben onun için nefes alabilir miyim? Onun yerine, onun için yiyip, içip yaşayabilir miyim? Belki bazılarımız der ki: Sen ne dersen de, o gene kendi seçimini yapar. Bana göre de, benden çıkacak ilk yargı ve değerlendirme yüklü cümle, onun yolunda bir yön değişimine sebep olacaktır, dünyanın en ben-merkezli ve sabit fikirli insanı olsa dahi. Dolayısıyla yoluna kendi olarak değil, 'Ben' olarak devam edecektir. O yüzden ona "Bana bunu sorma" dedim. "Bana bunu sorma, kimseye sorma. Doğru ve ya yanlış karar yoktur. Kararın vardır. Ve kararın, seni sevindirsin veya canını yaksın, sonucu ne olursa olsun, senin kararın olduğu sürece doğru karardır."
Verdiğim cevap içime sinmişti, bana göre doğrusu buydu ama içimde düşünmekten kendimi alamadım: “Ben ne yapardım?” Bu sorunun cevabı şimdide olduğu kadar geçmişimde de gizli olmalıydı. Öyle ya, benzer duruma defalarca düşmüş, defalarca karar vermem gerekmişti. Geçmişime bakınca gördüm ki, 'Ben' diye sabit biri de yokmuş. Aynı değerlere sahip, aynı değerlendirmeleri yapan ve sonuçta aynı kararları verebilen tek ve değişmez bir özne bulamadım. O halde, kendi hayatım dahi, bundan böyle alacağım kararlarda, sabit değişmez denklemler sunan ve 'doğru' seçimi ve sonucu sağlayacak bir matematik cetveli olamazdı. Demek ki her an, her insan, her olay ve durum; birbirlerine benzeseler dahi, kendi şahsına münhasırdır.
Onlarca 'Ben'den oluşan ben ve yeryüzünde yaşamış/yaşayan milyarlarca 'Ben' ve onlara göre doğrular-yanlışlar varken, doğru seçimi yapmak için neden bunca yıpratırız kendimizi? “Tıpkı bir ressamın, tüm yaşamı boyunca verdiği eserler doğrultusunda yeteneğinin gelişmesi gibi, insanın da yaşadığı her deneyim onu yepyeni biri haline getirir” diyor Bergson, Yaratıcı Evrim adlı eserinde. “Böylece; yaptıklarımız, olduğumuz kişiye bağlıdır derken haklı olduğumuz kadar, olduğumuz kişiyi yaptıklarımız kurar ve her an kendi kendimizi yaratırız derken de haklıyızdır. Kendi kendimizi gerçekleştirme halindeyken, durum hiç de örneğin geometride olduğu gibi, her seferinde aynı sonucu veren belli sabit mantık öncülleri ile işlemez.
Aksine burada; aynı sebepler/motifler farklı insanlarda hatta ve hatta aynı insanın farklı anlarında, her biri kendi içerisinde makul sayılabilecek, tamamıyla farklı davranışlar doğurtabilir. Esasında aynı sebep ve durum derken bile yanılırız çünkü her bir durum farklı insana ve ya ana aittir. Bu yüzden geometride olduğu gibi bu problemler üzerine dıştan ve soyut olarak akıl yürütemeyiz ve hayatın kendisine sunduğu sorunları bir başkası yerine çözemeyiz. Bunları her bir kişinin kendi içinde ve kendi hesabına çözmesi gerekir.”
Kendi kendime düşünürken ona tekrar baktığımda emin oldum. Kimseye “Ne yapmalıyım?” diye sormayacaktı. Sonucu ne olursa olsun, kendi nehrine kendini bırakacaktı. Bundan daha güzel bir seçim olabilir mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder